Üstüme gelme Nazlı, yüreğim ağrılı, sızılı!

Bir türkü tutturan bir adamdı ressam. Güzel resimler yaptığı kadar, iyi türküler de söylerdi. Türkülerin resmini çizerdi zihinden. Üst üste gelen karanlık dolu yıllarda bir ışık arardı. Aradığı ışığı buldu bir sabah baş ucundaki mektupta. Bir gönül başka bir gönüle yazmıştı acılarını.  Ama acıları çalmazdı hırsızlar. O yüzden zamanla hep acıdı çalınmayan yıllar.  İçini bir titreme sardı. Sallandı, yalpaladı. Otobüs duraklarında. Nazlı bir edayla hatırladı. Karanlık akşamlardaki elveda dolu ışıltıları.  Japon çizgi film karakteri kocaman gözlerde saklı idi ışıltılar. Işıl ışıldılar. Ama acı doluydular. Nazlı bir veda olmuştu, nazlı bir veda koymuştu. Mektuptaki satır aralarında gizliydi asıl kaçışlar, elvedalar.  El vermiyordu gönlü el vedaya.

Nazlı’dır vedalar, nazlıdır vedalar. Akşam üstü ne de acıdır gözlerden akan yaşlar. Şimdi dur demek gelirdi içinden, fakat Nazlı bir geçiş olmadı içinden.  Ne naza dayanacak gücü vardı artık ne de akşam acılarına ne de akşam bakış açılarına. Eğdi kafasını önüne. Sıfırladı hayat ile arasındaki farkı. Bir hoşçakal çaktı hayata. Başladı ağlamaya. Ben seni yaşadım hayat ağrılı sızılı. Nazlı, nazlı…

Kurgu ve yazı: Ferdi DEMİRCAN