BU BİR AŞK HİKÂYESİ DEĞİL CANIM

Bu bir aşk hikâyesi değil canım. Her yazımda da seni yazacak değilim. Bir baksana dünyaya. Neler geldi neler geçti buralardan. Seni kaç kişi hatırlar? Kaç yüz, kaç söz. Bu defa seni yazmayacağım anlasana. Senden bahsedemem hep. Daha küçüksün hem. Ellerin ellerimi eskitmemiş daha. Daha çok hata yapmalısın kendinden bahsettirmek için. Saçmalamalısın, aptalca durmalısın. İyisi mi bana âşık olmalısın. Ama yine de bu yazımda senden bahsedemem.

Seni unutmalıyım. Hani çok ihtiyacın olur da cebinde para bulup sevinirsin ya, işte ben de seni bir yerlerde unutup çok ihtiyacım olduğunda bulmalıyım. Sevinmem için bu şart. Biraz aklım olsaydı şimdi bir yazı daha yazardım. Bu sefer de o yazıda senden bahsetmezdim. Bu yazımda bahsetmediğim gibi. Bir dilenci olmak isterdim bu anlarda. Biraz insanlardan yalnızlıklarını dilenirdim. Biraz üstüne seni verirdim. Ama bırakırdım tüm güzel şeyleri yine de geride. Ben seni anlatmak için sevmedim anlasana.  Zaten ben iyi bir anlatıcı da değilim bilesin. Ben yaşamayı severim. Seni yaşadığım gibi.

Düşünsene her yazımda senden bahsedecek olsaydım iyi bir yazar olamazdım ki. Ara sıra sana benzeyen insanlardan bahsederim. Gözlerinin benzediği insanlar. Biraz da dünyamdan. Senin için var olan dünyamdan. Olur biter. Ama yine de birileri seni sezebilir diye kelimelerimde üstü kapalı yazarım her şeyi. Bilirsin haziran hüzün ayıdır. Kimse bilsin istemem haziranda seni kaybettiğimi. Ne kadar aradıysam da yıldızların arasında yoktun. Ne kadar aradıysam da güllerin arasında yoktun. Söylesene nasıl anlatayım seni?

Aslında kelimeler kifayetsiz falan değil seni anlatmak için. Elbette anlatırdım, anlatırdım ama…  Olmasaydı içimde bir hüzün, yüreğimde sözün. Senin için bir garip hüzündü belki de bu. Oysa benim için şarkımın sustuğu, anlamsız mırıldanmalarımın başladığı bir andı. İşte bu yüzden anlatamam seni. Beni seni mırıldanmak için değil, şarkıma nakaratım olasın diye sevmiştim.

Rüzgârlı bir günde saçların savrulurken yüreğimde ne kadar ağlamış olsam da yine seni anlatamam bu yazımda. Sen hiç oturup deniz fenerini seyrettin mi feneri yanmazken de? Sen hiç yıldızlar parlamasa da yönünü bulabildin mi karanlık gecelerde? Sen hiç ormanda kaybolduğunda ekmek kırıntılarını takip etmeden geri dönebildin mi evine? Sen hiç gözyaşı akıtmadan ağlayabildin mi eylülde? Sen hiç uyumadan sevdiğinin geliş rüyasını gördün mü gündüz gözüyle? İşte bu yüzden anlatamam seni. İşte bu yüzden mümkün değil seni kelimelere dökmek isteyişim. Belki de yalancıyım. Kim bilebilir ki benden öte.

Bu gece de seni anlatmayacağım kimseye. Ama biraz kopya verebilirim belki de. Birkaç sigara, biraz duman altı. Dumanım da gezinen yüzün. İçten söylediğim bir şarkı. Nakaratında sen. Baş harflerden oluşturduğum yün yumağında ben. İyice dolanmışım kendime. Anlasana bir tanem. Anlatamam seni. İstesem de olmaz, istemesem de.