Yaşarken ölmek

Bir sabahtı akşamın ardından gelen elbette. Acıların ardından gelen başka acılar olunca gülemiyor insan doğal olarak. Yine de gülümsedim içimdeki notaları kâğıtlara dökerken. Başucu kitabımdan bir sayfa daha okudum. Birkaç doğrunun ortasında birkaç yanlışlık olacaktı haliyle. Yine de kızmadım. Gülümsedim. Seni düşündüm. Elinde sefer tasıyla geldiğin günleri. Yine içimde hüzün yüzümde gülümse vardı. Sırtıma dokundun. Bir şey demedin. Sevmezdin çok konuşmayı. Ellerindeki nasırlar, alnındaki terler çok şey anlatıyordu bakmasını bilen gözler için. Kalktın yanımdan. Bir bardak su getirdin. Tam içecekken ben içine bir şey koydun. Şaşırdım. İçecektim. Susamıştım. Beklememi istedin. Suyun içindeki şey rengini vermeye başladı. Su gittikçe kırmızıya dönüyordu. Anladım. Kırmızı acılarımı temsil ediyordu. Su beni. İçten içe yanıyordum. Bardağımı boşalttın, yeni bir bardak su verdin. Elini omzuma koydun. Sen benim olmak istediğim kişiydin. Zekiydin. Bana destek oluyordun. Acılarım karıştıkça kanıma sen bana aşkı öğretiyordun. Bir yaprakla dans etmesini. Bir kuşla oturup bulutları seyretmesini. Sen bana ölümün kıyısında volta atmayı öğrettin, beni bırakıp gittiğinde. Bulutlarda nelerin gizli olduğunu sen gittikten sonra öğrendim. Bir dua ederken sana da birkaç mısra gönderiyorum şimdi. Kemanımı çalarken seni de anlatıyorum şimdi. Yaşamın ebedi cevabı gizliydi sen de. Başında dua ederken keşfettim bunu. Aslında yaşarken sen bana ölümü anlatmak istemiştim. Şimdi tüm soğukluğuna karşı coşkuyla ölümü anlatıyorum insanlara. İçimde bir şeyler sana kavuşmamı engellese de ölümü özledim. Seni özledim. Bir özlemim olsun istiyordum. Seni özledim. Bir daha asla sahilde yürürken bana anlatmak istediğin şeyleri iyice düşünmeyeceğim. Çünkü sen bana yaşarken ölmeyi öğrettin.