Başarı Nedir?

 

Başarı insanı mutlu eder. Her insanın en büyük arzusu kendi alanında bir iş başarmak, kendi yeteneklerini ortaya koymaktır. Bir eser ortaya koymak, bir işi başarmak, bir işe yaramak başlı başına zevkli bir eylemdir. Hiçbir işe yaramamak, varlığını ispatlayamamak demektir. Kendine güvenen, onurlu ve gururlu bir insan, böyle bir beceriksizliğe katlanamaz.
Her insanın bir amacı vardır. Her insanın mutlaka güzel bir amacı olmalıdır.
Başarı, amacını bilmek ve o amaca ulaşmak için bütün yeteneklerini kullanarak çalışmakla elde edilir.
Başarı, hedefe yürümektir.
Yürünen hedef, kişinin hem kendine, hem ailesine, hem de diğer insanlara faydalı olmalıdır. Aksi takdirde insan, bir hedefe ulaşır, fakat mutlu olamaz.
Bizi felâkete götürecek bir hedef ve amaç seçmemeliyiz.
Önemli olan insanın hem kendisine hem de başkalarına faydalı olmasıdır.
Peygamberimiz(sav), “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” buyurur.
Başkasına zarar vermek, birini öldürmek, bir iş yerini soymak, bir yeri bombalamak da hedef olarak seçilebilir.
Birisini öldürmeyi hedef seçmemeliyiz.
Dünya bankasını soymak da iyi bir insan için amaç olamaz. Vicdanı sağlam, aklı başında, mutlu olmak isteyen insan, kötü bir amaç peşinde koşamaz.
Sağ duyu sahibi ve akıllı bir insan, böyle bir şeyi yapmanın insana mutluluk getirmeyeceğini bilir. Onun için bizi mutluluğa götürecek hedefler seçmeliyiz.

BAŞARI NEDİR?

“Başarı nedir?” sorusunun cevabı elbette kişiden kişiye değişir.
Bana göre başarı, insanın yapmak ve başarmak istediği güzel bir şeyi yapabilmesi, ulaşmak istediğe güzel bir hedefe varabilmesidir. İstediği hedefe ulaşabilen insan, elde ettiği netice sonunda huzur ve mutluluk duyabiliyorsa başarıya ulaşmış sayılır.
Hem dünya hem de ahiretimizi cennete çevirmek, en önemli amacımız olmalıdır. Bu amaca ulaşmak için de bizi hem dünyada hem de ahirette mutlu edecek bir çalışma yöntemi seçmeliyiz.
Allah’ın ve insanların sevdiği biri olmak, en büyük mutluluk kaynağıdır.
Kimi insanlar başarıyı, büyük bir makama yükselmek, çok para kazanmak, unvan ve şöhret elde etmek zannederler.
Para, mal, şöhret ve makamlar gelip geçicidir. Bunlara ulaşmayı en büyük hedef kabul edenler, hedeflerine ulaştıkları zaman mutlu olmadıklarını görecekler ve hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Önemli işler başarmak için elbette bunlara ihtiyacımız var.
Ama bunlar amaç değil, araçtır.
“Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir.”demiş bir düşünür.
Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı olarak bilinen Süleyman Peygamber, şöyle demiş:
“Parayı sevenin hiçbir zaman yeteri kadar parası olmaz. Zenginliği seven bir kimse de hiçbir zaman gelirleriyle tatmin olmaz.”
Amerikalı ünlü zengin John Rockefeller’e sormuşlar:
-Ne kadar paran olursa tatmin olursun?
-Biraz daha olsun, yeter.
Halbuki Rockefeller, dünyanın en zengin kişisi idi. Sahip olduğu parayı yeterli görmüyordu.

ZENGİNLER KULÜBÜ

1923 senesinde Şikago’daki bir otelde toplanıp görüş alış verişinde bulunmuşlar. Gücün simgesi durumundaki bu insanlara, o zaman herkes imreniyordu. Amerika bütçesinden daha fazla paraya sahip olan bu insanlar, başkalarının gözünde hedefine ulaşmış kişilerdi.
Zaman, doğru bir çizgi üzerinde gitmez. İyi günlerden sonra kötü günler de gelebilir. Yazdan sonra kışın gelmesi gibi.
Lüks bir otelde toplanan bu zenginlerin sonu feci bir şekilde bitmiş. Zenginler kulübünün üyelerinin başlarına gelenler ilginç.
Başarı Yolculuğu isimli kitabın yazarı John Maxvel, zenginler kulübü üyelerinin sonunu şöyle anlatır:
“En büyük bağımsız çelik şirketinin sahibi Charles Schwab, meteliksiz öldü.
En büyük buğday spekülatörü olan Arthur Cutten, iflas etti ve yurt dışında öldü.
New York borsasının genel müdürü olan Richard Witney, hapse düştü, serbest bırakıldıktan hemen sonra öldü.
Amerikalı bakan Albert Fall, hapse düştü, hastalandı, sonunda evinde ölsün diye affedildi.
Borsa ayısı olarak bilinen Jes Livermore, intihar etti.”
Netice olarak şunu söyleyebiliriz:
Para, mal, mülk, mevki, makam ve şöhret gibi şeyler gelip geçicidir. Ebedî yaşamak isteyen ve cennete gitmek isteyen bir insan için son hedef olamaz.
Yunus Emre ne güzel söyler:
“Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan , mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan!”
O hem kendimize hem de diğer insanlara faydalı olacak güzel hedefler seçmeliyiz.
En son ve en güzel hedefin Allah’ın rızasını kazanmak olduğunu unutmamalıyız.
Mutluluğu; mal, mülk, para ve parada aramamalıyız. O iyilik yapan, iyi insanların içindedir. Onu dışarıda arayan çölde serap görür.
Başarmak ve mutlu olmak için para, mal, makam gibi araçlara ihtiyacımız olduğunu bilmeli ve hedefe ulaşmak için bu araçlar kullanmalıyız.
Herkes bu araçları elde etmek ister.
İşte başarı yarışı bu noktada başlar. Çok çalışan, başarı tekniklerini iyi bilen kazanır. Hayatın amacını bilen mutlu olur veya en azından imtihanı kazanma ve ebedî mutluluğa hazırlanma ümidiyle yaşar.
“Ey dipdiri meyyit(ölü), iki el bir baş içindir;
Davransana eller de senin, baş da senindir.”der Mehmet Akif.
Başarılı insanların da iki eli, iki ayağı, bir başı var; sizin de.
Siz neden başarmayasınız? Kendinize güveniniz ve meydana atılınız.

Gençler, Mutlaka İdeal Sahibi Olunuz

İdeal sahibi olmak çok önemlidir.
Hayatta ulaşmak istediğimiz bir hedef yoksa, kendimize bir hedef tespit edememişsek kendimizi motive etmemiz zorlaşır.
Gayesi olmayan insanlar, kendini mahveder. İçki, kumar, uyuşturucu ve diğer eğlencelerin peşinde hayatlarını tüketirler.
Bir gaye ve hedefi olmayan insanlara daima acımışımdır.
Bizim gibi orta yaşlılar ve ihtiyarlar, ah gençlik bir daha elime geçse ne işler başarırım, diye hayıflanır dururuz.
Gençlere bakıyorum, o müthiş enerjilerini, kendilerine hiç mi hiç faydası olmayacak şeylerle öldürmek için âdeta yarış ediyorlar.
Meselâ, bir takım tutuyorlar, onun başarısına bedavadan seviniyor, yenilgisine yok yere üzülüyorlar.
Ne manasız bir üzüntü, ne anlamsız bir sevinç!
Şimdi geriye dönüp gençlik yıllarıma bakıyorum, moda olsun, arkadaşlar arasında mahcup olmayayım, bir takımım da benim olsun, diye takım tutmuşum, maçlarını takip etmişim, üzülmüşüm, sevinmişim, hepsi için bir yığın zaman harcamışım.
Elime ne geçti?
-Hiç!
Keşke maç izlediğim zamanlarda kitap okusaydım… Hayatta başarılı olmuş insanların neler yaptıklarını, nasıl yaptıklarını öğrenseydim. Şimdi 20 kitabım var, o zaman 50 kitabım olurdu.


KALDIRIM MÜHENDİSLİKLERİ VE KAHVELER

Okul bahçesinde, sokaklarda aylak aylak gezen gençler görüyorum. Hatta öbek öbek delikanlılar, sokak başlarında dikilip gelene gidene aval aval bakıyorlar. Kimi gençler de kahvede elli bir , altmış altı, okey vs. oynuyorlar.
Zira yapacak bir şeyleri yok.
Yani hedefleri yok.
Zavallılar!
Onların zamanı bende olsa, meselâ İngilizce ve Arapça öğrenirdim.
Kaldırım mühendisliği yapacağıma kitap tercüme eder, para kazanırdım.
Okuduğum güzel kitaplara bakar, onlardan daha iyisini yazmaya çalışırdım.
Kendime büyük ve üstün bir gaye edinirdim. O hedefe ulaşmak için okur, düşünür, büyük ve başarılı olmuş insanlarla sohbet eder, benim gibi düşünen arkadaş bulur, onlarla kafa kafaya verir, büyük işler başarmak için gayret sarf ederdim.

ON YIL SONRA

Her genç, dünyanın merkezine kendisini koymalı. Yaşayan en önemli varlık, benim , demeli. En önemlisi de kendisine şu soruyu sormalı:
“On yıl sonra ne olacağım ?”
Cevap olarak da dünyanın en büyük bilgisayar mühendisi, en iyi doktoru, en büyük yazarı, en dirayetli âlimi, en iyi futbolcusu diyebilmeli.
Yani dünya ile yarışmayı göze almalı ve bunun için yarışmalı.
Çok övündüğümüz atalarımız Osmanlılar, Selçuklular, Hunlar, Karahanlılar hep dünya çapında işler yapmışlar.
Bir genç, yapacağı işte dünyanın en iyisi olmak için çalışırken, gayesine ulaşmasına engel olacak her şeyi terk etmeli; basit, lüzumsuz, önemsiz işlerle ilgilenmemeli.
Bilgisayar mühendisi olacak biri için hafta sonu maçlarının veya takım tutmanın ne önemi var? Onu futbolcu olmak isteyen takip etsin.
Yazar olmak isteyen biri, kahvehaneye gidip nasıl oyun oynar?
Onun yeri kütüphane değil mi?
İslâm âlimi olmak isteyen biri, kaldırım mühendisliği yaparak vakit öldürebilir mi?
Gençlerimiz dünya ile yarışmazsa yarının Türkiye’si sınıfta kalır.
Bugün ülkemizi yönetenler dersini iyi çalışmamış. Ne ekonomi, ne ilim, ne de teknik alanda dünya ile yarışabiliyoruz. Türkiye gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler sıralamasında 55 ülke arasında 46. olmuş.
Kalkınma sıralamasında Amerika 5 000 puan ile birinci olurken Türkiye bin puanın altında kalmış.
O zaman dedelerimiz ve babalarımız tembelmiş ve ödevini yapmamış.


YARINI KURTARMAK İÇİN

Yarınlar bizim olsun istiyorsak gençler çok çalışmalı. Amerikalı, Japon, Alman gençlerle yarışmalı.
Yarını kucaklamak isteyen bir genç şunları yapmalı:
1. Mutlaka bir işi dünya çapında yapmalı.
2. Üniversite bitirmeli veya bir meslek öğrenmeli.
3. En az bir yabancı dil bilmeli.
4. Büyük idealleri ve hedefleri olmalı.
5. Bir cemaat içinde yer almalı veya tim çalışması yapmalı.
6. İnsanlarla iyi iletişim kurabilmeli.
7. Öğrenme yeteneğini geliştirmeli ve öğrenmenin süreklilik istediğini bilmeli.
8. En büyük meziyetin çalışmak olduğunu bilmeli.
9. Problemler karşısında yılmamalı, çözüm üretmeyi öğrenmeli.
10. Sırf kendisi için değil, insanlara faydalı olmak için çalışmalı. İyi bir Müslüman, meyve ağacı gibidir.

Not: Alıntıdır.