Neden Fotoğraf?

Hani bazı programlarda yeni pop sanatçılarına (!) sorarlar. “Neden müzik?” diye bu da öyle oldu aslında…

Onlar da işte babam muzisyendi, annem öyleydi, dayım şöyleydi diye cevap verirler. Bana sorsalar -ki sanatçı değilim ama- hiç fotoğrafla ilgili ailemden örnek verebilecek değilim. Ne babam fotoğraf çekerdi ne de sülaleden biri   İlk fotoğraf makinesi ile tanışmam yine de babamın makinesi ile olmuştu. Nerden gelmişti, nasıl evde kalmıştı hatırlamıyorum ama hatırladığım şey, üstten bakaçlı bir makine olmasıydı. Zaten filmi falan da yoktu. Üstten bakıp seyrederdim. Aslında benim için bir oyuncaktı o zamanlar….Yandaki gibi miydi tam olarak hatırlamıyorum ama sonradan öğrendiğim kadarıyla  Çift lensli refleks kamera olarak geçmekteymiş kendileri. Aslında fotoğrafla aram hiç de iyi olmamıştı. Ne zaman fotoğrafçıya gitsem benim için bir zulümdü ve hala da vesikalık fotoğraf çektirmeyi sevmem…Ondan sonra hiç fotoğrafla ilişkim olmadı desem yeriydi. Meraktan bir kaç poz yaktığım olmuştu tabi… Bu böyle devam eder gider aslında ve ben hiç bir zaman sorunun asıl cevabına ulaşamadım doğrusu…Zannediyorum ki ben küçükken çok meraklıydım ve merakımı engellediler. Zira börtü, böceği, çiçeği, sineği hala gözlemlemekten çok zevk almaktayım. Sanırım fotoğrafı da bunun için çekiyorum…Neden fotoğraf sorusuna herhalde “yeni dünyalar keşfetmek için” dersek benim için çok da doğu olur. Zaten çektiğim fotoğraflara baktığımda çok da az portre ya da diğer tarz fotoğraflar olduğunu görüyorum. Zannediyorum ki fotoğraf çekmemin en büyük nedeni anı bir hüzün boşluğunda dondurmak. Çünkü bana hangi tür ve tarzda olursa olsun bir fotoğraf, bakıldığında  hüzün çağrıştırıyor. Çünkü bir şeyi karelediğinizde (diktörtgenlediğinizde desek de olur sanırım) artık o geçmişin bir parçası oluyor ve geçmiş bana hep bir hüzün çağrıştırıyor. Geçmiş olanın geri gelmeme korkusu onu bir an önce belgeleme iç güdüsüyle beni fotoğraf çekmeme sevk ediyor. Bu da yine geçmişe kalacak bir kayıta bir not düşmeme neden oluyor. Bu yüzden buraya anlattıklarımı pek de ciddiye almayanlar ya da canım sen de çok klasiksin diyenler için bir ustadan yararlanmak istiyorum:

Benim yaklaşımımda fotoğraf makinesi, bir not

defteri, “an”ı saptamada bir sezgi aracıdır.”

HENRI CARTIER-BRESSON 

Tam olarak fotoğraf, işte bu “an”ı saptama olgusu, benim için bir şey ifade eden ve o kimsenin pek de önemsemediği o “an”ı dondurma tutkusudur. (Üstad kadar olmasa da afilli bir laf oldu sanırım) Bu yüzden kimsenin pek önemsemediği aşağıdaki gibi bir “an” benim için hem önemli hem de hüzünlüdür doğrusu….

Ya da 

böyle bir bakış “an”ı bana çok şey anlatır. İşte ben aslında bu “an”lar için fotoğraf çekmeyi seviyorum. Bu yüzden neyle değil ne çektiğim benim için çok anlamlı ve önce bana ne anlattığı…Zira ben bu açıdan önce bana anlatılanı kavramalıyım. Tam da bu nedenden “Şunu anladım ki…” demek daha anlamlıdır bence…

Hiçbir şeye takılmadan fotoğraf çekmeniz dileğiyle bir başka yazıda görüşmek üzere……