Neden meraklı çocuk?

Koskoca adam bir blog açıyor ve meraklı çocuk diyor adına. Hepimiz birer meraklı çocuk katiliyiz aslında.  Herşeyi araştıran, merak eden, olur olmaz sorular soran ve bıkıp usanmadan çevreyi gözlemleyen, her daim yeni şeyler öğrenmeye çabalayan çocuğun katili. O çocuk biziz aslında ve her merak edişimizi öldürüşümüzde biraz da kendimizi öldürüyoruz. Madden yaşayan ama manen ölmüş birer canlı cenazelere dönüşüyoruz. Merak güzel şey aslında.  En çok merak edenler de çocuklar değil mi şu karmaşa dolu dünyada?

“Evren nasıl meydana geldi ? Biz Kimiz ? Neden ? Nasıl ? Niçin ?” gibi sorularla başlamalı aslında insan hayata ve yine bu sorularla bitirmeli hayatını. “Evrenin sihirbazın şapkasından çıkan kocaman bir tavşan, filozofların da tavşanın tüylerinin arasından yukarılara tırmanıp sihirbazın gözünün içine bakmaya çalısan insanlar” benzetmesi ne kadar da güzel. Oysa her çocuk da bir filozof gözüyle bakar hayata . Ta ki bir yetişkin tarafından merakı öldürülene kadar. Bu yüzden   soruları sormak ve cevaplar bulmak ise filozoflara kalır.  Oysa her insan içindeki meraklı çocuğu uyandırırsa ne filozoflara ne bilm adamlarına ne de Tanrı’yı bize kanıtlamaya çalışanlara ihtiyaç kalır.

Meraklı; bilgiyi de, sanatı da, dini de kendi keşfeder, kendi yaşar. Sonuçta merakın yolu birdir. Bir Alim’e ulaşır. Çünkü Alim merak etmemiz için bir akıl vermiştir insana. Meraklanmanız dileğiyle.